Kalınağaç(Daroğın) Köyü/Urfa-Siverek
26-29 Ocak tarihleri arasında Sinanlı köyünden Turgut Usta(Coşkun) ile birlikte Urfa’daydık. Turgut Usta, Türkiye’nin dört bir yanında cami kubbe ustalığı yapıyor ve gittiği her yerde de Şeyhbızın aşiretinin varlığını araştırıyor, karşılaştığı Şeyhbızınlara diğer Şeyhbızınlar, sitemiz ve kitabımız hakkında bilgi veriyor, onlardan da edindiği bilgileri bizlere ulaştırıyor. Bu anlamda önemli bir köprü vazifesi görüyor. Turgut Usta; “Urfa’da bir iş aldım. Benimle gelir misin?” deyince ben de atamız Hazreti İbrahim diyarı, Şeyhbızınların Haymana’dan önceki yurtları olan Urfa’yı görürüm düşüncesiyle ve tatili de fırsat bilerek; “çok iyi olur, gelirim.” dedim. Böylelikle 26 Ocak’ta Turgut’la yola çıktık.
27 Ocak 2010’da Urfa’nın tarihi yerlerini gezdikten sonra daha önce Turgut Usta’nın tanıştığı, sitemize de buradaki Şeyhbızınlar hakkında bilgi gönderen Ömer Faruk Hilmi Hoca'yı ikindi vakti ziyaret ettik. Hoca, sosyal bilimler, pedagojik ve işletme eğitimi yanı sıra medrese tahsili görmüş, Arapça, Farsça, Osmanlıca, Kürtçe ve Zazaca'ya hakim. Almanca ve İngilizce'ye vakıf ve bir çok araştırmaları var. Basılmış kendi eseri 60’ın üzerinde kitabı bulunmaktadır. Pek çok gazetede köşe yazarlığı ve temsilciliklerde bulunmuş. Şu an Şeyh İsmail Hakkı Bursevi’nin Ruhu’l Beyan Tefsirinin çevirisiyle uğraşıyor. 30 ciltlik tefsirin 18 cildini bitirip yayınlamış. Ömer Faruk Hilmi'ye bir gece misafir olduk. Dört-beş bin kitabın arasında sohbet ettik. Doya doya mürekkep kokusunu çektik. Şeyhbızınlar ve Kürt Tarihi hakkında sohbetler ettik. “Sabah kahvaltısını da Daroğın’da yapacağız” diyerek sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yola çıktık.


Daroğın, Siverek’e 13 km uzaklıkta, köyü gösteren tabelada nüfusu 1056 olarak yazılı, Bucak nahiyesine bağlı güzel bir köy.
Oldukça ayaz bir kış günü Daroğın köyündeyiz. Köy küçük bir tepeliğin üzerine kurulu. Daroğın, iki büyük krater dağ arasında yer almakta. Batısındaki Nemrut ve doğusundaki Karacadağ, köye uzak olmalarına rağmen buradan rahatlıkla görülebilmekte. Kahvaltı için Bozan Devebakan’a misafir olduk.

Kahvaltı esnasında konuştuğumuz Bozan; “1000 dönüm ekilebilir arazimiz var. Geriye kalan araziler hep mera. Geçim kaynağımız hayvancılık, o da olanda.” diyor. Köyün arazileri Karacadağ’ın püskürttüğü lavların taşlaşmasıyla oluşmuş kayalarla dolu. Kahvaltıdan sonra muhtar Ahmet Devebakan’ı ziyaret ettik.
Kapısında ayaküstü birkaç kelime ettiğimiz muhtar; “köyümüz tek bir babadan çoğalmış. Köyün hepsi amca çocukları ve buradaki tek Şeyhbızın köyü” diyor. Israrla bizi içeri davet etmesine rağmen vaktimizin kısıtlı olması nedeniyle bu kısa sohbetle yetinmek zorunda kaldık. Kendisine “Yenice ve Şeyhbızınlar” kitabını verip bir daha ziyaret etme sözü ile yanından ayrıldık.
Köyde, Mehmet Devebakan(1942 doğumlu)’a da kısa bir süreliğine uğradık. Mehmet Amca, 14 dedesini sayabiliyor. Elinde daha önceden yazmış olduğu dedelerine ait isim listesini gösteriyor.

Mehmet Amca; “Fermanımız vardı, Osmanlının son yılları olan aşiretlerin talan döneminde yırtılıp kayboldu. O yıllarda aşiretler arasında talan olurdu.” diyor ve o da muhtarları gibi tek bir atadan köylerinin çoğaldığını, ayrıca atalarının Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Savaşı sırasında buralara geldiğini söylüyor.
Daroğınlılar, Haymana’daki Şeyhbızınlardan haberdarlar ve onların buradan göçedip gittikleri de biliyorlar. Eski mezar yerlerini gösterip; “köyden bir iki kilometre ötede eski bir mezarlık var. Orası sizin atalarınızın mezarlıkları. Sizler, buradan göçedip Haymana’ya gittiniz. Bizim atamız burada tek kaldı. Daha sonra Haymana’dan bir Şeğ gelip bizi de götürmek istemiş. Bizimkiler toplanmışlar Fırat’ın kıyısına kadar onunla beraber gitmişler. Ancak, orada cayıp geri dönmüşler.” diyor Bozan ve Mehmet Devebakan.
Daroğın’ın etrafındaki köylerin çoğu Bucak aşiretinin. Bu aşiretle araları iyi. Genelde beraber hareket ediyorlar. Köyde 4 korucu var.

Köyün tam ortasında büyükçe bir meşe ağacı var. Köyün isminin o ağaçtan dolayı Daroğın olduğunu söylüyorlar. Daroğın, daha sonra değiştirilerek Kalınağaç olmuş. Şeyhbızın dilini unutmuşlar. Burada yaygın dil olan Kurmanci lehçesini konuşuyorlar.

Köyde en son Hacı Ali Efendi’nin ibadet için inzivaya çekildiği halvethaneyi ziyaret ediyoruz.. Halvethane, bakımsızlıktan yıkılmak üzere. Mihmandarımız Bozan, “benim dedem burada ibadet ederdi” diyor. Öğleye doğru köyden ayrıldık.
Aradan birkaç saat geçtikten sonra kitabı inceleyen muhtarları telefonla beni arayarak yakındaysak gelip muhakkak bir daha görüşmek istediğini söylüyor ve; “böyle olmadı, sizinle hakkıyla ilgilenemedik” diyor. Ancak o esnada ben Harran’daydım ve burası yaklaşık 150 km uzak Siverek’e…





